27 Ekim 2015 Salı

Bahar Gezintisi



Buruk kokulu bir bahar akşamı, şehrin en güzel yerinde bir teras barda,  biriyle oturup sohbet ediyorum,  kafam başka yerde............. Ağzımdan laflar dökülüyor ,   kontrol bende değil.........   Ben düşünüyorum aslında o anda.  Ruhum hafifce süzülüp karışıyor havaya,  bir müzik geliyor   kulağıma   yakın  barların birinden,  bir kadın içli içli “never say goodbye” diye inliyor......... O yöne doğru gidiyor ruhum............ Üzülüyorum kadın için kimse ona “hoşçakal” demesin;  çünkü o gidenin arkasından hoşça kalabilecek biri değil. Kadının sesi kulağımda boğaza doğru iniyorum boğazın bu yakasını daha çok seviyorum;   ruhum da ben de........ Tablo - mahalle  Ortaköy'de  caminin yanında bir bankta oturup soluklanıyorum.... Bedenim barda onunla konuşurken ruhum Ortaköy'de ağlayan bir erkeğin yanında dinleniyor.  Hıçkırarak ağlıyor adam. Nedenini anlayamıyorum, usulca bişeyler geveliyor ağzında hiçbirşey anlaşılmıyor dediklerinden, biri görmesin diye kendini,  eliyle kapatıyor ağlamaktan kızarmış gözlerini.  Dudakları titrerken uçuyorum onun yanından.
 

Bir konser salonunda buluyorum ruhumu rüzgar beni en önsıraya kadar sürüklüyor. Sahnede bir adam caz yapıyor, dünyadaki tüm müzik aletleri sahnede,  adam herbiriyle konuşuyor, sevişiyor ve ürüyor.  Bir kadın bedeninin ritmiyle eşlik ediyor bu doğu - cazına. Herkes şaşkın izliyor olanları...........  Müziğin derinliğini kadının herbir sesinde,  herbir davranışında büyük büyük görüyorsunuz,  olabildiğince zarif bir başkaldırı çığlık çığlığa. Adam ismini bilmediğim aletlere vururken,  kadın yerde sürünüyor, parçanın teması ozon tabakasına yaptıklarımıza daha ne kadar devam edeceğiz . Canımız gerçekten yanana kadar sürecek mi bu salaklık.......... Kafasında gaz maskeli dansçı kadın sürünerek isyan ediyor salaklığımıza .......... “Uyanın”  diyor yüksek sesle. İzleyenler koltuklarında hafifçe geriliyorlar,  kasılmış vücutların arasından sıyrılarak ayrılıyorum kadınla adamın yanından. 

 

Bir balık görüyorum dibimde etraf kapkaranlık burası neresi der demez anlıyorum, boğazın dibinde bir balıkla yan yana yüzüyorum artık. Balık beni görünce şaşırıyor korkuyor,  hızlı hızlı yüzmeye başlıyor,  bende hızlanıyorum. Balığı tüm detaylarıyla gördüğümü anlayınca yukarı bakıyorum ki bir ışık görüyorum tepemizde. Balığın gözleri kamaşıyor,  şaşkınlığı büyüyor. Bir ses çıkıyor ağzından ne yapacağını bulmaya çalışırken bir ağ örtüyor tepemizi, ruhumun elleriyle yol gösteriyorum ona, kaçırıyorum onu ağdan, ağlama diyorum git hadi  uzaklara,


Aya Yorgi’ye  çıkıyorum boğazın dibinden,  derin  bir iç çekiyorum şehirdeki ağlayan herşey için. üşüyorum içeriye girip bir mum yakıyorum ısınmak telaşıyla  mumun başında. bir ilahiyle uyanıyorum uyuyakalmışım burda. Şehrin yanıbaşından şehrin ışıklarının içine giriyorum, bu şehirde kaç milyon ışık var?

 
Işıkların içinden sıyrıldığımda bir otel odasında buluyorum kendimi bir kadın bir erkeği soyuyor. Umarsızca camın kenarında dikiliyorlar,  seviyorlar birbirlerini ama daha önemlisi istiyorlar deli gibi. Kadının gözünden şiddet akıyor,  tutkunun çocuğu olmuş parçalıyor adamın gömleğini. Ahlaksız sözler söylüyor onun gözünün içine baka baka;  adam kendinde değil,  duydukları onu çoktan büyülemiş,    iki insanın en mahrem anına daha fazla ortak olmadan yan odaya geçiyorum ince duvarı delerek, bir sandalyede bir adam var elleri sandalyeye bağlanmış, ağzına birşey sıkıştırılmış, alnı ve gömleği ter içinde . Hemen yanında iri yarı biri onu tehdit ediyor “söyle” diyor , “niye yaptın söyle” öleceksin” “sandalyedeki adam başını  iki yana sallıyor,  ben  yapmadım demek istiyor, ayaktaki adam daha da kızgın bağırıyor,  “ölmek mi istiyorsun gerizekalı” sandalyedeki adam iniltiler çıkarıyor zar zor, ağlamaya  başlıyor  korkudan,  ayakta dikilen iri yarı kızgın adam elinde tuttuğu bıçağı  adamın  göğsüne  hızlı  bir  şekilde  batırıyor,  oluk oluk kan fışkırıyor, yüzüme kan geliyor, bu sahneyi  engellemek gelmiyor elimden. Herşeyi görüyorum, bıçağı saplayan adam bıçağı çekiştiriyor ama o kadar hızlı saplamış olmalı ki onu çıkartamıyor, heryeri kan içinde banyoya koşuyor.........  Şehvetin cinayetle mekansal yakınlığı gözlerimin içinde.

 
Bir sesle kendimi barda buluyorum “bişey içer  misiniz” “içerim” diyorum gelen garsona “Votka  Limon”,   karşımda oturan arkadaşıma “biliyor musun ben çok mutluyum “ diyorum durup dururken. “ne güzel işte seni uzun süredir mutlu görmemiştim” diyor “gelecek  içkileri bunun şerefine içelim” arkadaşım kırmızı şarap ben votka içiyoruz.   “şerefe diyoruz” “mutluluğa”.....


Bu bahar akşamı bu teras barda yakından gelen müziğin eşliğinde kendimi tekrar mutlu hissediyorum.