16 Temmuz 2012 Pazartesi

Durayazdım

Öyle böyle degil tam olarak durasım geldi.. Tüm fişlerimi çektim; hasta cevap vermiyor...  Ne endişe, ne kariyer derdi, ne aşk, ne bir beklenti... Bütün otobüsleri, trenleri ve uçakları kaçırdım; biletler elimde kaldı. Zamanın ortasında, ulu orta, pür neşeli ve pür endişesiz durasım geldi.. Hemstır kafesimdeki dönme dolaptan inip eski bir türk filmi tadında durup kalasım var.
Fazlalık giysiye bile tahammülüm yok üzerimde; giyineyim yeter. Sadece su ve meyveyle besleneyim... Durup düşüneyim biraz; boşlukta asılı bir salıncakta gibi; acaba nerde dursam diye... Sofi misali durup bakasım var aynalara, hiç bakmadığım aynaların en içine...

Aylar arası ayrımcılık yapmak istemem; fakat temmuz bir başka güzel, hele bu temmuz diğerlerinden de  güzel... Ruhum keten giysilere büründü;  bir hafiflik, bir serinlik... Bedenim uzanıyor hamaklara boylu boyunca. Oblomov’la yarenlik ediyorum. Hep uykuyla uyanıklık arasında tatlı bir yerlerdeyim. Üzerimdeki her fazlalık gitmiş uzay boşluğundaki kara deliklere...  Sorularım, kaygılarım, planlarım, kontrol etme ısrarım, aman onu da yapayım sonra dinlenirim kısır döngüm, anlamsız dikkatim  kaybolmuş. İnsanları  mantıklı cevaplar verme gayretim olmaksızın sadece dinlemeyi becerebiliyorum. Zaten onların derdi de cevaplanmak değil; dinlenmek sadece.


Vanilyalı dondurma gibi serin ve hafifim.... Beni arkamdan önümden iten ve çekiştirenleri attım hayatımdan... Onlar nasılsa bulurlar başkasını, çekiştirmek için... Zaman göreceli ve çok boyutlu bir kavram; aynı zamanda doğrusal değil, çoğu zaman irrasyonel ilerliyor.. Durunca ben,  zaman da sanki bölünüyor ve ben içine dalıyorum balıklama.  İşte o zaman ölümsüzmüş gibi hissediyorum... Ne acele, ne de gam... Uzun yıllar var önümde, upuzun..  Bir huzur ve şükür kaplıyor en derinlerimi.  Elimi uzatsam bulutlara değeceğim, cebimde deniz kenarından topladığım küçük taşlar, suda taş sektirmeyi öğrenmeye çalışıyorum abartılı bir ciddiyetle; küçük bir masa etrafında birbirine karışan sohbetler ediyorum kimsenin kimseyi dinlemediği; ama yine de herkesin birbirini anladığı. Yürüyorum yollarda sanki ilk kez yürür gibi... Kedilerle köpeklerle bakışıp göz kırpıyorum onlara çapkınca. Hiç duymadığım kokular duyuyorum etrafımda. Kendime çiçekler alıyorum rengarenginden .

Duruyorum sadece .... "Uzayda neredeyim nasılım, hacmim ne, yoğunluğum ne" anlamaya çalışıyorum nefesimin müziği eşliğinde... Kocaman gözlü bir garip dünyalıyım, garip dertleri dert edinmeyen, hepsi bu kadar... Yiyen, içen ve uyuyan... Maslow’un hiyerarşisinin en alt basamakları yetiyor bana şu an; yükseklerde gözüm yok:) Bu  ne mutluluk, ne hafiflik!! Başım bir hoş dönüyor eksenimde epeydir....

Yollar gidiyorum, yollar geliyorum mütemadiyen... Trenlerin yanından geçip giden ev görüntülerine kaptırıyorum kendimi, hayaller kuruyorum tanımadığım insanlara dair. Gülümsüyorum yolda gidenlere. Benim gülümsemem esneme etkisi yapıyor karşımdakilerde sanki; onlar da gülümsüyor.  Beş yıllık finansal planlar yapamıyorum  ama mutluluk planları kuruyorum; hiç analitik olmayan düzlemlerde.... Barış müzakereleri yapıyorum tüm benliklerimle.... Durmak ve sadece nefes alıp vermek ne büyük keyif... Tek derdim “nerde denize girsem ve nem çok fazla o yüzden olduğundan sıcak hissediliyor sıcaklık” muhabbetleri!

Kendime hedefler koymuyorum, bedenime ve ruhuma kulak veriyorum; onlar ne isterse onu yapıyorum. Bu yılki seçimleri onlar kazandı; onlar ne derse o olacak... Bedenim ve ruhum kardeş kardeş geçinip gidiyor. Ben onlara uyuyorum sadece.  Ruhum durunca bedenim gevşiyor. Bedenim esnedikçe ruhum serinliyor.

Eski pop şarkıları dinleyip filmler izliyorum resimlere bakıyorum... Sanat tarihi kitaplarında kayboluyorum... Beynimin şimdiye kadar görmediğim taraflarını görüp şaşırıyorum...Nasıl bastırmışım tüm bunları anlayamıyorum.. Eski günlüğümde yazan karamsar hayatı sanki başkası yaşamış gibi geliyor şimdi bu durduğum yerde.  Ne trajedi, ne elem ve ne gözyaşı... Okumaya bile tahammülüm yok.

Duruyorum sadece... Olan herşeyi  kabulleniyorum, eski gölgemle kavga eden halim şimdi nerede acaba? Belki ruhumun o kısmı kendi kendine reenkarne olup bir başka bedeni rahatsız etmeye başlamıştır bile. Ne soru soruyorum, ne itiraz ediyorum ve ne de ısrar.  Durmak ve susmanın ne kadar iyileştirici olduğunu keşfediyorum... Varlığımın sınırlarını daha doğrusu sınırsızlığını görüyorum iyiden iyiye! İçe doğru büyüyorum, genleşiyorum. İnsanın başına kuşlar bile konuyor durunca.  Leylekler tepemde şarkı söylüyorlar ciyak ciyak.

Hiç yoga yapmadan herkese namaste diyorum...

Duruyorum....