16 Mayıs 2012 Çarşamba

İçimdeki Cüce

Huysuz, öfkeli, fevri ve fakat iyi kalpli bir cüceyle yaşıyorum son 20 yıldır. Cücemi biraz tasvir etmem gerekirse sizlere; onu gözünüzde iyice canlandırabilmenize faydası olabilir;  “20 cm boyunda; monçiçiler gibi kulakları olan ve küçük bir kuyruğa sahip, koyu turuncu renkte, tüysüz, pörtlek gözlü, kısık sesli ve iki sivri ön dişe sahip kocaman bir ağzı olan” bir cüce diyebilirim onun için..  Sabahları diğer zamanlara kıyasla biraz daha huysuz, birşeye kafası atınca dağ taş gibi sessiz, hiç bir şartta eğilmeyen bükülmeyen,  ne yapsam tatmin olmayan, adeta benimle kavga etmekle beslenen, uyumayan uyanmayan bir cüce diyebilirim.  Hatta bazı günler onu kendi gölgesiyle kavga ederken gördüğüm bile oluyor... Gölgesini yakalamaya çalışıyor başaramayınca da bağırıp çağırıyor ona.


İçimde kuytu bir köşede evi var; bilmediğim renklerde, rengarenk.   Cücem, evinde zaman geçirmeyi pek sevmiyor .. İşi gücü beynimin içinde düşüncelerimin arasında dolanıp ortalığı birbirine katmak. Hiç aklımda olmayan eski anıları bulup bir yerlerden ortaya çıkarıveriyor durup dururken.. “Şapşal mısın? Bunu nasıl unutabilirsin?” der gibi.

Kalbimle beynim arasında dolaşıp bütün gün söyleniyor durmaksızın.  Bir de bitmek bilmeyen soruları; neden’leri, nasıl’ları ve ne’leri bazen onu kocaman bir soru işareti olarak görüyorum. Emin olduğu çok az şey var; merak ettiği ise binlerce şey....  
Dayanamadığım ve sabrımı tükettiği anlarda ona çığlık çığlığa bağırmak istiyorum fakat insan içine doğru nasıl bağırabilir, bilemiyorum...  Olağanüstü ve hayati konular olmadıkça pek şiddet eğilimi göstermesem de zaman zaman ona vurmayı bile düşündüğümü itiraf etmek zorundayım. 

İn misin cin misin? Derdin ne benimle? Kim koydu seni benim içime? Sensiz de olamam bu saatten sonra; ama lütfen biraz nefes aldır bana. Nasıl tatmin edebilirim seni, daha ne kadar değişebilirim,  gelişebilirim, büyüyebilirim. Hep şikayet ediyorsun, hiç tatmin olmuyorsun. Oysa biraz empati yapabilsen, bana ne kadar haksızlık ettiğini göreceksin.. Aslında ne kadar yol katettiğimi anlayıp bir soluklan diyeceksin sen de... Ama yok kuzum, nerde ? Hep burun kıvırma, hep şikayet ve tatminsizlik hissi. Bir ödevimi bitirir bitirmez yeni bir ödev vermezsen bana rahatlayamazsın;rahat duramazsın.. Planlar kurmazsan, tuzaklar yapmazsan kurtlanırsın içimde. Bıraksan bir nefes alsam bir dursam etrafıma baksam. Kendimi diğerleriyle kıyaslayıp biraz yavaşlasam sadece kendime odaklanmasam.  Hani çok moda ya bugünlerde; "an’da kalsam". Sen de biraz uyusan içimde öylece sessiz sakin. Ayaklarımızı uzatsak; bir ağaç gölgesinde sen hamağa uzansan ben seni sallasam, sonra sen uyusan, uyuşsan...  Sana da bana da iyi gelir;  belki öfken bile diner biraz, kim bilir?
Yılllar yıllar önce ben bir masal sanarken henüz hayatı bir aynada görmüştüm seni; aynadaki cinlere inanırdım şüphe duymazdım... Başıma ne bela aldığımı öngöremeden sana kapımı ardına kadar açtım. Ama cin'cağizim bizde misafirliğin bir adabı vardır; sen hiç nasiplenmemişsin malesef adabı muhaşeret denilen zaman zaman işe yarayan sinsileden. Bir geldin, pir geldin; bir güzel yerleştin içime.... İçimde bir ev kuracak kadar kaldın. Aynada seni ilk gördüğümde ağzını hafif aşağıya sarkıtarak beğenmez bir edayla bana bakmıştın; çocuktum, kavrayamamıştım. Ama hatırladığım bir memnuniyetsizlik kaplamıştı içimi o gün. Kendimi beğenemedim uzun yıllar senin yüzünden. Hep bir soruna odaklandım baktıkça aynaya.  Oysa küçük cücemdi gördüğüm, kendime bakamadım senin yüzünden yıllarca.  Her nasıl olduysa bir yolunu bulup barıştım kendimle aynada. Baktıkça daha güzel gördüm kendimi. İnsanın aynada sadece bedenini değil de ruhunu görmeye başladığı nokta kendiyle barıştığı ana denk geliyor; ayna da bu barışın şahidi oluyor. 
Cüce hiç uslanır mı? Bu sefer davranışlarıma, hayatımda nasıl durduğuma taktı kafayı? Öyle misin, böyle misin? Niye kendini ifade edemiyorsun? O bu sevgiyi hak ediyor mu? Neden eşit ilişki kuramıyorsun? Neden verdiklerini geri istiyorsun? Sen kendini ne sanıyorsun? Tabi bir de bıkmadan usanmadan sorduğu cevaplarımdan bir türlü tatmin olmadığı "sen kimsin" sorusu. Cücemin soruları ve beynimin karıncaları.. Ne öldüler, ne öldürdüler beni.. Duymazdan gelmenin mümkünatı yok; cüce yedi gün 24 saat iş başında.. Benim haberim olmayan herşeyin o muhakkak farkında. Bazen rüyama giriyor, bazen yanlışlıkla ağzımdan çıkıveriyor dil sürçmesi şeklinde. Bütün gerçekleri ama özellikle unutmak istediklerimi bana unutturmuyor. 
Ne diyebilirim ki; onun da varoluş meselesi bu temele dayanıyor. Birbirimizle iç içe yıllardır gidip geliyoruz işte. Amma ve lakin ben artık cücemsiz de olamam biliyorum. Bu yüzden artık onunla kavga etmekten vazgeçtim. Vazgeçmek ne büyük rahatlamaymış meğer. O konuşuyorsa vardır bir bildiği diyorum; huysuz falan ama asıl istediği benim mutluluğum biliyorum. O da eskisi kadar acımasız değil söylemlerinde. Birbirimizle hasbıhal ettiğimiz anlar bile oluyor. Onun o huysuz halini seviyorum. Eskiden suratını dağıtmak isterken şimdi o suratta kendimi görüyorum.