23 Mayıs 2012 Çarşamba

Bir Sürü Kitap Okuruz

Çocukların önemli sorunları vardır ve bunları çözecek kadar zamanları. Temel ihtiyaçlarını karşılamak mutlu eder onları. Yemek yemek, su içmek, annenin güvenli sevgisi, uyumak ve oynamak. Hiçbir bilgileri yokken sadece içgüdüleriyle bu ihtiyaçlarını karşıladıklarında da, mutlu olurlar gerçek anlamda mutlu.  Mutluyken mutlu gibi görünürler; kızgınken kızgın gibi... Duygularını saklamazlar. Sahte bir duyguları da yoktur; sevdiklerine yaklaşırlar ve  onlarla  zaman geçirirler, sevmediklerini ise açıkca belli ederler.  Ayıp diye yoksaymazlar duygularını.. Varlıklarını tatmin etmenin mutluluğunu yaşarlar.
Açık iletişim kurabilmek için ya da duygularını özgürleştirmek için herhangi bir eğitime ihityaç duymazlar. Onlar bu en önemli bilgiyle doğmuşlardır ve buna uygun davranmaktadırlar zaten. Ne bir okula gitmiştirler ne de kitap okumuşlardır henüz.  Saatlerce günlerce hayaller kurarlar, hayalleri gerçekleri olur ve hayal kurmaktan vazgeçmezler ya da kendilerinden daha komik hayalleri olanlarla dalga geçmezler asla. Bazen bir böcekten korkarlar bazen bir insandan... Ama korkularını da belli ederler, saklamazlar; saklamaya çalışmazlar.
Oyun oynarken ciddi görünmeyi önemsemezler; oyun oynamanın keyfine varırlar sadece. 
İçlerinde tuhaf bir ümitsizlik, bir pişmanlık ve bir eksiklik duymazlar.  Coşkuyla bazen uçurtma uçururlar koşarak;  bazen bir kediyle oynarlar kedi gibi davranarak. Ne yaparlarsa severek isteyerek yaparlar.  Çocuklar bazen bir sesle tüm istediklerini ifade edebilirler; uzun cümlelere ve çarpıcı kelimelere ihtiyaç duymazlar. Hayal dünyaları geniştir ama o kadar geniş olmayan kelime hazneleri yeterlidir onu ifade etmeleri için. Çocuklar, kendilerine gereksiz yükler edinmezler; ayıp olmasın diye düşünmezler; emrivakilere boyun eğmezler ve gerekirse direnirler istediklerini yaptırmak için... Kendilerince, kendi güçlerince sonuna kadar direnirler. Kendilerini kandırmazlar boşyere; kendilerini severler en çok.  Ruhlarıyla bedenleri ve davranışları pür bir ahenk içindedir.  Önyargıları yoktur henüz o yüzden güvenirler o yüzden elinizi tuttuğunda bir bebek içinize sıcak bir duygu akar, saf sevgi hissettirirler bir anda.
Şarkılara kendilerince eşlik ederler, dans ederler birden uykuları gelince de düşüp uyuyuverirler. Her tür ihtiyacı karşılamak temel görevleridir kendilerine karşı.  Görevlerini büyük bir ciddiyetle yerine getirirler.
Bizler yani artık çocuk olmayanlar, bir sürü şey okuruz, duyarız, öğreniriz, meditasyonlar yaparız, programlara üye oluruz, hem para hem zaman ayırırız başa dönebilmek için. Ruhsal fazlalıklarımızdan kurtulabilmek için. Zamanla üzerimize yapışmış toplumsallaşma hastalığından kurtulabilmek için. Etrafımızla en yakınlarımızla açıkca konuşamayız, direkt konuşmayı kabalık olarak adlandırırız hatta. Duygularımızı küçük kutulara hapsederiz. Ne utanabiliriz rahatça ne eğlenebiliriz ne komik duruma düşüp rezil olabiliriz. Giderek daha fazla karışır herşey; içimizden gelen sesi  bastırır öğrendiğimiz bilgiler. Ama o sesi yok edemediğimiz için ve ahengi tamamen yitirdiğimiz için mutsuzlaşırız, kendi rengimizi yitiririz. Saçma sapan bir renge dönüşürüz.
Bir sürü kitap okuruz bir sürü konuda fikir ediniriz. Hayal kuramayız kuranlarla da dalga geçeriz. Birşeye inanabilmeyi küçümseriz; çığ gibi üzerine gideriz hayalperestlerin hep beraber. Hayaller bile toplumsal olarak kurulmaya başlanır; küçük bir Ege kasabasının İstanbul’a dönüşme riski var sırf bu yüzden.  Çünkü herkes zeytinlik yapmak ister Ege’de bir kasabada. Neyse ki hayallerini takip eden ve gerçekleştiren çok insan yok aramızda. Oyun oynarken birbirimize gireriz, kazanan-kaybeden oyundan bağımsız kavramsal bir tartışmaya dönüşüverir bir anda.
Bir sürü kitap okuruz bir sürü konuda fikir ediniriz. Sevdiklerimize , ailemize, arkadaşlarımıza, sevgililerimize duygularımızı söyleyemeyiz bir türlü istediğimiz gibi, gerçekten hissettiğimiz gibi. Sana ihtiyacım var diyemeyiz; korkuyorum yanımda kal diyemeyiz, kendimi salak gibi hissediyorum diyemeyiz. Dersem beni kullanır, dersem şımarır, dersem gider, zaten biliyor hislerimi gerek yok ki söylememe? Ben emin değilim bunlardan!
 Böcekten korkmak kırk yaşında da olasıdır ya da bir sesten. Tüm korkuların iyileştirilmesi üzerine gidilmesi gerekmeyebilir, belki. Herkes korkusuz olsa korku diye bir kelime hiç olmazdı.
İnsan sadece kaliteli zaman geçirmez sevdikleriyle bazen sıradan şeyler de yapabilir. Bir uçurtma yapabilir satın almak yerine ve uçurabilir.. 
İnsan, kelime haznesini genişletir;  kelimelerin farklı anlamlarını öğrenir; etimolojik kökenlerini bilir ama hayal gücünü giderek küçültür. O kadar bilginin ifade edebileceği sonuç; bitmişlik, mutsuzluk, zevk alamamaya kadar inebilir. Yani velhasıl insan kendini nasıl ifade edeceğini öğrenir de ifade edecek birşeyi kalmaz...
Bir sürü kitap okuruz; bir sürü konuda fikir ediniriz.  Bunları önyargılarımızın obur iştahını tatmin etmek için kullanırız. Daha güvenli bir hayat çizmeye çalışırız, mutluluk sigortaları yaparız. Risk analizleri yaparız. Hatasız, kaliteli, keyifli ve zengin bir hayat için.
Bir sürü kitap okuruz; bir sürü konuda fikir ediniriz. Mesela doğru nefes egzersizleri yaparız, nefesi bile yanlış alırız. Bebekken aldığımız nefestir hedefimiz.  Zaten bildiğin birşeyi hatırlama gayretidir büyümek.  


2 yorum:

  1. Daha bi çocuğu olmadan, onu yetştirmeden, maddi ve manevi tüm bu değişimleri birebir gözlemlemeden bu kadar algılayabilmek ve bunu hissederek yazıya dökmek ancak üstün yetenek gerektirir.. Yine çok beğendim yine hayranlıkla okudum.. B.D.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Veee... "gerçekten bildiğin birşeyi hatırlamak gayretdir büyümek" Saflık, temizlik, dobralık, tepkilerindeki netlik, için dışının bir olması, küçük şeylerden zevk almak, ailene bağlılık.vb... Çocukken bunların hepsine sahipken büyüdükçe bunları unutuyoruz ve tekrar hatırlamayı başarmak için kişisel gelişim araçlarına yöneliyoruz!!! Ne garip dimi...

      Sil