7 Ağustos 2012 Salı

An'ları Öldüren Fotoğraf Makinesi

Dünyanın önemli mozaik müzelerinden birinde bir kadın elinde önemli miktarda paraya satın aldığı fotoğraf makinesiyle kamburu çıkmış ve her halinden amatör,  bu işe yeni heveslenen biri olduğu anlaşılır bir vücut duruşuyla “böyle durumlar için en sevdiğim kelime; eğreti” fotoğraf çekiyor. Birbirimize yakın belirli bir mesafeyi koruyarak geziyoruz müzeyi bu tanımadığım kadınla.  Kadın hiç bir mozaiğe bakmıyor. Açıyı kontrol ediyor , ışığı ayarlıyor, komposizyona bakıyor  ve fotoğraf çekiyor. Birara  önüne bakmadığı ve makinede olmayan diğer gözünü de kapattığı için düşecek gibi oluyor. İşte tam bu anda mucize gibi çok ilginç birşey gerçekleşmiş oluyor; kadın gezmediği bir müzenin fotoğraflarını çekmiş oluyor.  Bazen böyle mucizeler gerçekleşebiliyor hala... Analitik düzlemde imkansız gitmediğin gezmediğin yaşamadığın bir yerin fotoğrafını çekebilmen; ama hayat analitik değil işte her zaman...
Fotoğraf anı yakalayan; ileride dönüp baktığımızda o anı anımsamamıza yardımcı olan bir şeytan icadı... Eski fotoğraflara bakıp eski günleri hatırlamaya kalktığımda nerdeyse hepsinde çok mutluyum, çok eğleniyorum.. Ne depresif günlerim var, ne agresif sabahlarım, ne beklemelerim, ne sabırsızlığım ne de umudumu tamamen yitirdiğim ve kendimi yalnız hissettiğim anlar albümlerimde. Bir parti havasında geçmiş bu albümsel geçmişim benim hatırladığımdan çok farklı...  
Bir sürü sahne çekilip sonra montajlanan ve çoğu sahnesi kesilen filmler gibi kesip biçip bir montaj yapıyoruz albümlerde.. Kötü oyunculukları çöpe atıyoruz hemen.. Kimse görmesin hatta ben bile unutayım o anları.. En güzel sahneler kalsın geriye ve sadece bu sahneler paylaşılsın izleyicilerle...  Sokakta alelade yürürken, dondurma yerken ve üzerime akan kısmını silmeye çalışırken, bisikletten düşüp dizim kanarken, ağlarken, korkarken, utanırken  biri fotoğrafımı çekmek istese bağırır kaçardım herhalde.. Gelecekte bu anı  hatırlamak istemezdim.. Zaten kimse de böyle birşey yapmadı da;  şimdilerde yapsa mıydı acaba diye düşünüyorum? Bu pozlar dışında nasıl mimiklerim var benim? Doğal halimde gülerken nasıl görünüyorum? Yüzüm ne kadar değişti büyürken, bakışlarım ve de? Yemek yaparken nasıl görünüyorum, ailemin yanında, sevdiğimin yanında nasıl değişiyor görüntüm?  Sevindiğimde nasılım? Fotoğraflarda bahsi geçen kişi gerçek kişinin bir kopyası hem de iyi bir kopyası ama gerçek kişi değil... albümlerdeki de bizim gerçek geçmişimiz değil; önemli miktarı süzülmüş yavan ama şık bir yemek gibi  sadece;  çok açken karnını doyuramayacağın türden ama füzyon ve üstelik havalı bir isme sahip bir yemek. 
 Mutlu olduğumuz fotoğraflar kadar çok sayıda mutluymuş gibi olduğumuz anların fotoğrafları var bir de... Bir iki üç gülümse, çekici görün yada en azından mutluymuş gibi... Anında duygu halini değiştir al sana bir fotoğraf çekme hikayesi... Şimdi bu eylemi niye yapıyoruz; gerçekten anlayamıyorum... O an fotoğraf çekinmek istemiyoruz biri bizi bir fotoğraf karesine itiyor ve biz sırıtıyoruz.. Sonra o fotoğrafa baktığımızda hiçbirşey hissetmiyoruz o an’ın kendisiyle ilgili; çünkü o anı biz yaşamamışız.
Dünyadaki bütün insanların çeşitli ülkelerde farklı insanlarla aynı pozları var.. tüm dünya aynı şekilde gülüyor, eğleniyor, dansediyor, yemek yiyor olabilir mi? Hepimizin yolda yürümesi aynı; mutluluğumuz aynı... Bulaşıcı virüs gibi tüm dünyada aynı duygu ifadeleri yayılıyor günden güne... Tatile gidip fotoğraf çekmek yüzünden tatil yapamayan insanlar, dinlenemeden dönüyorlar tatilden.. En güzel pozu çekmeye çalışmak yoruyor herkesi... güzel çıkmayanlar hemen siliniyor.. Konsere gidip konseri daha sonra hiç izlemeyeceğin halde  videoya çekmek; doğa olaylarını belgeselci edasıyla fotoğraflamak, insanlığa armağan edecekmiş gibi her bir kayda ayrı ayrı özenerek çalışmak... Kendin ve arkadaşlarından modeller yaratmak ve katalog çekimi yapar gibi pozlar yakalamaya çalışmak...
Objektifin arkasına geçip gerçekle arana bir perde koyuyorsun, kaçırıyorsun..  Güzel komposizyonlar yaratmaya çalışıyorsun çarpık hayat malzemelerinden... Bir insanın elini kolunu nereye koyacağını bilememesi çok güzelken, manken gibi beline koymasını sağlayıp poz verdiriyorsun...  
Eğer çok güzel bir dolunay varsa ve de önemli bir fotoğrafçı/ gazeteci falan değilsen dolunayı izlemek daha keyiflidir onun fotoğrafını  çekmekten.. Dolunaya odaklanmak iyi gelir üstelik kararsızlıklarına.. Sebepsiz vapura binip boğaza bakmak güzeldir; fotoğrafını çekmekten bile güzeldir. Köprüye uzaktan bakmak, köprünün üzerinden uzağa bakmak kadar heyecan verir insana... Uçaklar insanlığa inancını güçlendirir. Banka oturup denizi koklamak iyi gelir iç kurumalarına.. Anı yaklamak için uğraşmana gerek kalmaz an’ın fotoğrafını çekmekten vazgeçersen.