11 Nisan 2012 Çarşamba

Dolunaylı Körfezi Takip Ederken

Dolunay: İnsanoğlunun iç seslerinin yükseldiği, ruhsal duyarlılığının arttığı, enerjisinin yükseldiği, ayın en güzel hali. Bulutsuz bir gecede dolunayı takip etmek kovalamacasında çok kaybolan ve deliren olduğu söylenir. 


         

Her olayı anlayamaz insan, olayların başlangıçları net değildir çoğu zaman; zaman denilen kümülatif an’larda. Neyin, nerede, nasıl başladığını analiz etmek için öncelikle başlangıcı ilk hissettiğiniz anı çözmelisiniz. Sonrasında peşi sıra his değişikliklerinden yola çıkarak anlayabilirsiniz  belki yaşadıklarınızı...

Ben sen’i düşündüğümde Çözüm kavramı geliyor beraberinde zihnime, ruhuma...



Ben problem üreten bir insandım öncesinde... Aynı şeyler her tekrar ettiğinde kızıyordum tanımadığım suçlu’lara. Bu kaotik ve sinir bozucu bir durumdu....
        
Bu yöntemi kullanarak ve bu verilerden yola çıkarak sen’i anlamaya çalıştığımda ise.. 

Duygularımı rasyonel metodlarla anlamaya çalışmam çok ironik gelse de engelleyemediğim birşey....



Seninle saçma bir problemi beraber düşünerek çözmemiz aklıma geliyor ilk önce... Evrende yalnız olmadığımı anlamanın keyfini yaşadığımı ayırt ediyorum bu ilk fotoğraf karesiyle birlikte...

Çözülmesi gerekli problemler arayıp bulmuştum bu yüzden defalarca... Sana bir şey sorduğumda, karşımda düşündüğünde, seni izlemek için ve cevaplarkenki ışıl ışıl gözlerini görebilmek için.


Seni düşünürken izlemeyi çok sevdiğim için....
      

Bir başkasıyla beraber aynı anda ve bazen aynı yönde bazen karşıt olsa da hep aynı motivasyonla düşünebilmek heyecan verici; hatta lunaparkta tepetaklak dönmekten bile daha heyecanlı bu durum. Ortak geliştirdiğimiz tüm fikirler ve bulduğumuz çözümler bu yüzden  kıymetli bu kadar.



Motivasyonumuz ise “Olanı kabullenememe ve iyiye ulaşana dek yol alma” üzerine kurulu bir  hayat denklemine dayalı. Bu yolda yapılan herşey, her nasıl yapılıyorsa öylecene mübah.

Ondan kızgınlıklarımız kalıcı değil birbirimize ve ondan daha fazla yaklaşıyorum  her ağladığımda sana.


Sona ne kadar var yani iyiye bil(e)miyorum.
      
“An”lar kalırmış diye yarattım birçok yaşadığımızı, onları yaşamak mı yoksa yaratmak mı daha önemli unuttum vardığım bu noktada. Yani resimlerden fotoğraf yaptım sen farketmeden. Bu onları  sahte yapmaz değil mi? İnsan yaşadıkları üzerinde kırma-dökme-bozma-ve yeniden yapma-düzenleme-süsleme vb. her türlü hakka sahiptir değil mi? Ben de biraz süsledim sıradan “An”ları. Sen’i ve ben’i daha mutlu edeceğini düşünerek. Tam bir nokta koyamadım bu paragrafın sonuna. İzi kalan ve izlediğim filmlerle yeniden zihnime doluşan bir sürü görüntü/resim/fotoğraf var; bir YOL filmi oluyorlar birleşince. Yol Filmleri, en uygun simge, bu süreci açıklamak için. Çünkü Yol’lar insanın ruhsal evrimini tamamlaması için gerekli şartlara sahiptir. Sürpriz, problem, değişim, bağlılık duygusunun bulunmaması vb. tüm şartlar mevcuttur Yol’da. İnsan büyüdükçe sürprizlerden  korkar, problemlere karşı soğukkanlılığını geliştirir, giderek daha zor değişir ve değişime tepki gösterir, aidiyet gereksinimi duyar fakat mevcut aidiyetlerini de yitirir ve komik bağımlılıklar edinir.. Yaşlı bir ağaç gibi kalın kabukları oluşur; kurtlanır zamanla yine de..
      

Sürekli seyehat ederseniz başlangıç noktasının silinip gitmesi gibi bir son, muhakkaktır. Ve muhakkak olan bir başka şey de yol uzadıkça / büyüdükçe yeryüzünde hemen hemen
herşeyin birbirine benzediği hissine kapılmaktır. İnsan farklı olmak ister, farklı’yı sever.....



Film başlangıç sahnesi:

Ay  Dolunayken, bir körfeze girer araba. Adam çocukluğunu anlatır kıza. Kız anlatılan çocuğu görür o an karşısında ve anlatılan yaşta. Çocuk, mutsuz, ürkek ve kötü işte.... Kız, adamın içini görür o konuştukça; iç tertemizdir; her ne kadar kirliyim dese de kendi; laf’tır sadece kirliliği. Körfez’de dolunay aydınlığında aşık olur kız adama. Kız adam’ı gerçek’ten çok sever... Sadece bedeni değildir aşkının metası;  çocukluğudur, çocuğudur, sözleridir, gözünde  gördükleridir ve en önemlisi hisleridir. Kız çoğalır, adamın çokluğuyla... Tüm bunlara  zihnini ekler zamanla ... Zaman katar aşkına, aşkıyla karışır zamana. Zaman, zaman içine girer;  günler doğmaz akşam olmaz bir zaman yaşar normal zaman içinde.
       
Tüm normallikler içinde büyülüdür yaşanılan; kanılan, genel doğrulara göre koca bir yalan.

Genel doğruları hiç   bir zaman esas almaz kız kararlarında. Çünkü bilir ki “İnsanlar, hayat tecrübelerinden çıkarımlarını bir başkasına aktarırken çoğu zaman cimridir ve  objektif değildir”. İnsan insanın kurdudur  ve “gerçekten” çok az insan bir başkasının mutlu olmasını gerçekten isteyebilecek bir ruha sahiptir. En samimi söylemler bile analiz edildiğinde yosun  rengi sahtelik bulaşır  elinize.Kümülatif an’larınızın sizi getirdiği noktada hesaplaşmaktasınızdır: O ana kadar, bağırarak bile sesinizi duyuramadığınız insanlar görmüşsünüzdür ve sessiz anlaşmalara hasret kalmışsınızdır.

Bu nedenle tüm korkularınıza rağmen ona yaklaşmaktan alıkoy(a)mazsınız kendinizi. Bu nedenledir kocaman bir balonun içinize bir türlü sığamaması hissi.... Daha önce hiç

Gülmediğiniz gibi gülersiniz, öpmediğiniz gibi öpersiniz, bakmadığınız gibi bakarsınız.

Bilirsiniz o size  sözlü/süz herşeyi anlatmaktadır ve herşeyi anlatacak kelimeler zaten mevcut değildir. Birini “anlamak” ne zordur bu çağda; ve anladığınıza emin olduğunuz birini
kaybetmek ne kadar gereksiz. Sessiz uzun saatler sıkmaz ikinizi de... Çünkü ruhların sessiz anlaşması daha çok şey doğurur...
    
Hiç öncekilere benzese bu kadar mutlu/suz eder mi sizi? Benzersiz bulmanızdandır yaptıklarınız. Siz mutlusunuzdur ve bu az yaşadığınız bir durumdur. Eğiminiz yüksektir mutsuzluğa... Gerçeklerle barışmış olsanız bile yeterli değildir bu mutluluğa... Barışık bir ruh, mutlu olmak zorunda değildir her zaman....

Film için gerekli alt metin.... (Oyuncu’nun rolü giymesi için önemle üzerinde durulmalıdır.)

Oyun boyunca yaptığınız komik şeyleri büyük bir ciddiyetle yapmalısınız. En ciddi işi yapar gibi görmeli izleyici sizi. Ve siz sayın oyuncu, hayattaki klişeleri unutmalısınız sahneye çıkmadan hemen önce.

 
Mutlu etmelisiniz dolayısıyla önce mutlu olmalısınız. Siz
mutlu olmazsanız kimseyi mutlu edemezsiniz. (Oyuna bir kez kaptırırsa insan kendini, en iyi performansını sergilemeli
seyirciler için.. Düzgün oynamalı insan.)  Size söylenen amacı gerçekleştirmek için istediğiniz malzemeyi istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz. Hayal gücünüzü sakın gerçeklere boğmayın!

Filmin Ortaları...

Yol’un sınırlarını, yol boyunca hep hissettim. Yol’da yaşananların gerçekleşme nedeninin Yol olduğunu düşünüyordum başından beri. Yol bitince hepsinin biteceği içime doğmuştu sanki.

Yol öncesiyle örtüşmeyen şeylerdi yaptıklarımız. “Masala yakın hayal gerçekleşmeleri hali/normal-insani ihtiyaçlarımı uzun süreler unutturacak güzellikler” her nasıl tanımlamak
daha doğru olursa öyle bir tanım bulmaya çalışıyorum.


Birbirinden bağımsız görüntüler, fonda aynı güzel kadının söylediği şarkılar, sürekli değişen manzaralar,  gülüşler, rüyalarda kaybolan kalemler.. Normal zaman dilimlendirmesine göre aynı gün içinde binlerce küçük- güzel şey yaşadığımız, yol... Karşılaştığımız güzel insanlar ve  onlarla paylaştığımız “insani” anları da yol’dan sonra  bulmak zor oldu.

İnsanın en özelini de yol da giderken bulabileceği denk gelir mi bu filmin bir yerlerine, bil(e)mem.

Ama dikkatli bakmak gerekiyor herşeye-herkese. İnsanın etrafı, aynası oluyor çünkü.

İnsan kendi içini oluşturuyor etrafında... Benzer insanları buluyor bir şekilde bir yerlerde...

Aynaya baktığı kadar görüyor kendini. Kendini, gördüğü kadarıyla tanıyor...


Yemek yemekten keyif almam sadece yola özeldi, yorulmak bilmeyen tavrım, dışa dönüklüğüm, sonsuz neşem vb. gibi.... Senin gerçek üstülüğün de yolla ilintiliydi. Bu ilinti o kadar gözümden kaçtı ki yol bitip sen gerçeğe döndüğünde hayallerim kırıldı.... Hayal kırıklarımla seni kesmeye çalıştım.

Seni gerçek olduğun için suçladım acımasızca; oysa hayattı karşım(ız)daki. Kurallarını sev(e)mediğim hayat.
       
Yol bitmek üzeredir.... Aydınlık bir şehirde sonlanmıştır herşey; körfezin yerini Boğaz almıştır.

Denizin ortasında bir Kule korur şehri.... Küçük beyaz bir
kule ne kadar koruyabilirse kocaman bir şehri; o kadar koruyabilirsiniz kendinizi bu şehirde boğaza karşı.... Boğaz, her an sizi içine alıp yok edebilir....

Uzun bir yolun sonunda; Şehirler, insanlar, sesler karışır birbirine ve kaybolur sonunda; eğer ay, Dolunay’sa. Önce yitip gitmek gerekir başlamak için... Yitip gidebilmelisin ki bir başka dolunayda doğabilesin.... Bu bir doğa realitesi; her ne kadar istemesen de kabullenmelisin.
      
Denklemin bileşeni kadar reel; çözebilmek için kabul etmeyi bilmelisin hayatı. 
       
Film biter, oyuncular isim isim geçer ekrandan el sallayarak .....

Bir yol filmi gibi anlatmak seni ve bu filmde kendimi anlamak nedense, çok komik.....

Gülüyorum aklıma geldikçe.... Kendi kendine gülene ne derler hiç önemsemiyorum.