11 Nisan 2012 Çarşamba

Sinek Oldum

Sokakta sıcak bir ağırlık var; insanlar hareket etmeksizin sadece konuşuyor;  herşey yavaşlaşmış sanki, henüz tanimlanamayan bir virusün etkisinde dünya...




Sokaktaki kalabalığın sesi kulaklarımda yankılanıyor ve giderek büyüyor. Kakafonik sesler, büyüdükçe her adımımda daha da sağirlasiyorum ve tek bir ses olarak duyuyorum herşeyi. Ayagim ağrıdığı için aslında kısa olan sokağı bir türlü bitiremiyorum ve evime varamıyorum. Sokak uzadıkça uzuyor, ayaklarımin altında. Evim, sokağın  caddeye bağlandığı köşede, paralel sokakla kesişen noktada, üç katlı bir binanın en üst katı "Altin Apartmani 3 numara"


Keşke taksiyle gelseydim diye geçirdim içimden; acelem yokken binerim böyle zamanimin dar olduğu ve ayağımın ağrıdığı bir günde ise yürürüm. Benim kendime bitmeyen bir garezim var sanırım; kendime ne yapmış olabilirim acaba bu denli kendime acı çektirmeme sebep olabilecek? Ne zaman yağmur yağsa şemsiyemi unutur sırılsıklam ıslanırım; üşütürüm ama cam açık uyuyakalırım, unutmamam gereken önemli birşeyi muhakkak unuturum; en yakınlarımın doğumgününü unutur, kendimi affettirmeye çalışırken daha da saçma şeyler yapar ve durumu başedilemez hale getiririm; önemli sınavlarımdan önce ya çok içer sarhoş olup sızarım yada uyku komasına girmiş gibi başımı kaldıramam, 12 saatte bir uçak kalkan sehre giden ucagi kaçirir günümü havaalanında geçiririrm ve en önemlisi de etrafta ne kadar aşkı dramatik yaşamaya müsait erkek varsa onu hisseder, bilinçsizce (nasıl oluyorsa) yaklaşır ve hayatıma sokarım.... Dram, dram, dram.... Şu an taksiye binmek için çok geç kalmış ama eve varmak için de hala yüz metresi olan ayağı ağrıyan çaresiz bir kadın olarak yürümeye çalışıyorum. Sokağımda sadece esnafı tanıyorum onlarla bazen sohbet ediyoruz. En büyük hayallerimden biri dükkaninin önünde çay içip tavla oynayan bir esnaf olmak.. Ama şuanki ağrımla bu hayalimi de düşünemeyeceğim. Belki zorlarsam kendimi, biraz gülümserim... Evet gülümsedim işte... İnsanlar bu tür duygusal mesajlar barındıran davranışlara hemen alışırlar. Hiç tanımadığınız bir insana çok içten ama gerçekten tüm kalbinizi suratınıza yansıtarak çok yaşa deyin mesela, o insana tüm problemlerinizi anlatabilirsiniz.... İnsanları mutlu etmek o kadar kolay ki bu insan kendiniz değilseniz tabi.


Yol bitmiyor, fırıncıya gülümseniyor, bakkala "merhaba" deniyor. Önünde dev bir ceviz ağacı olan apartmanın kapısı görüldü. Ulaşılabilir bir hedef, evet bunu yapabilirim! Kapıyı açıyorum...Ayağım ağrıdığında hiç keyfim olmaz benim, suratımda ebleh bir ifadeyle nereye kime catsam diye aranir dururum.. Sadece uzanabilmek dileğiyle nefes alır veririm. Sonra kendi kendine geçer gider ağrım; ilaç falan işe yaramaz yani. Sadece durup beklemek gerekir. Ağrım olmayan günler sabahleyin hastaligim yokmus gibi kalkarim; hasta olduğumu unuturum ama sağolsun ağrım başlar tam alışırken ve tamamen beynimden silemem böylece ....


Evimin kapısını açtım. Evimin kokusunu çektim içime; anahtarı yuvasından çekip  yavaşça yere bıraktım. Evet; bildiniz, dağınık bir insanım ben ve anahtarın yerde durmasından hiç rahatsız olmuyorum. Evim güzel kokar benim, camlar açık havalanır (kar yağmadigi sürece) bütün gün ve sokağın kokusu karışmış mobilyalarımın serinligi mutlandırır beni. Bazen buraya gelişim tam bir şölen havasında olur. Çok gürültülü bir Taksim gecesinden veya çok kalabalık ve yorucu bir günden sonra mabedime gelirim ve kendi kutsal suyumda dinlenirim. Salonda kanepeye uzanır boş gözlerle  televizyon izler, zihin boşaltma terapisi yaparim...Ağrı, bende yorgunluk yapiyor sanırım uyuyakalıyorum........




Bir sinek olarak uyandım, rüya hayatıma. Rüya hayatımı normal hayatım kadar önemser ve ciddiye alırım ben. İnsanların birlikte yaşamayı bir türlü benimseyemediği beceriksiz,  aldığı darbelere rağmen akıllanmamayı başarabilmiş, büyük ölüme doğru hızla uçan aptal bir sineğim ben. Susmayı başaramıyorum bir türlü; coşkuyla söylediğim şeyler insanları zamanla çok rahatsız ediyor. Ben gitme kararı veremediği için ölmeye mahkum bir sineğim.... Çizgi filmlerde bile beceriksiz olarak karakterize edilen bir hayvan olmak çok utanç verici. Sinek olmak, hem uçmayı hem de konuşmayı aynı anda yapabilmek demek.


Yatağa yapışıp kaldım..... Güzel bir gün ölmek için şarkısını mırıldanarak; "intihar etmek için ne güzel bir gün!" diye geçirsem içimden acaba biraz ağırlık gelir mi düşüncelerime.. Mesela, yokluğun ne olduğunu düşünsem ya da gözlemci olmadan hiçbirşeyin olmadığını... Herşey bir göz aldanması mı ?Hayır, yapamayacağım ben bunu, ben bir sinegim... Rüzgar Gibi Geçti'de ve Kolera Günlerinde Aşk'daki gibi bir aşk.. Tek derdim bu, ama olmuyor işte. O kitapların sadece hayal ürünü olmadığını düşünmek istiyorum.... Gerçek olan ve güzel olan bir aşkta doğa üstü birşeyler olmalı, gurur olmalı, kaybetme olmalı, ama sonunda müthiş bir final olmalı, mutluluktan ağlamalı kahramanlar.... Oysa hiç öyle olmuyor artık aşk.