25 Nisan 2012 Çarşamba

Rüyalarda Daha mı İnsan Oluyoruz?

Rüyalar, duyulardan faydalanmadan kendimizi ve olayları algılayabilmemiz için sunulmuş bir armağan. Bazen bilinçaltımıza süpürdüğümüz duygularımızı hatırlatan; bazen elde edemediğimiz_yapamadığımız_söyleyemediklerimizi söyleyebildiğimiz ve bazen bize gelecekten haber veren sınırsız/çerçevesiz alanlarımız. Bedenin dinlenmesi uykuya ne kadar bağımlıysa ruhun yara berelerini onarması da rüyalara bağımlı. Kendi içine tuttuğun bir ayna gibi iyice bakarsan kendini anlayabilirsin belki de.. Rüya deyip geçmezsen hayırlara vesile olur herbiri.

Yazmayı düşündüğüm rüyalarım var benim. Beni mutlu eden, korkutan ya da gerçekten üzen görüntülerden ibaret gece düşlerim.  Bir tür bağımlılık gibi görmediğimde huzursuzluk duyarım; görmeye çalışırım yarı bilinçli bir halde.

Anlatmaya kalktığımda  unutmaya başladığım dillendiremediğim oyunlar gibiler. Bazı rüyalarım bilinç altımın seslenişleri bazıları ise yaşadıklarımın sentezlenmesi şeklinde oluşuyor. Uyandığımda bir bakışta anlayamasamda düşündüğümde bir bulmaca gibi çözüyorum rüyamdaki sembolleri. Duygu hafızam olayları harmanlayarak arşivliyor.

Birdenbire kesildiğinde ürpererek uyandığım rüyalarım var ve bazen tekrar uykuya düşüp tekrar tekrar devam ettiğim rüyalar. Güzel rüyalarım hiç bitmesin istiyorum; bu bir rüya değil gerçek diyor içimden bir ses; o zaman öyle mutlu oluyorum ki uyandığımda. Farklı bir alemde farklı bir hayat yaşamış gibi gerçek hayatıma ferahlamış olarak uyanıyorum.

Rüyalarımın varlığımın tamamlayıcısı olduğuna inanıyorum, onlarsız tam olamazmışım gibi geliyor. En içimi içime yansıtan, gerçeğin elini kolunu sallayarak uzaklaştığı ve yerini hayale bıraktığı kaçış alanlarım.

Rüyada nefes almak ne güzel. Ve sonra uyanmak.... Rüyanın bittiği o keskin sınır bu kadar net olmasa. İstediğimde diğer tarafa kaçabilsem keşke! Bir kaçak olarak o sınır boyunda yaşasam. İşime geldiği gibi sınırı aşsam ne olurdu? Sınır polisleri var iki tarafta da var ve elektrikli teller tabi ki. Sürekli beni uyarıyorlar sınır bekçileri burası sınır diye... Rüyaya giriş, gerçekten çıkış kadar zor.

Titreyen eller gibi rüyalarda ilgi ister oysa insandan. Ben bunu biliyorum. Onlar hakkında  günlerce aylarca düşünmeniz gerekir. Güzel düşler kadar hatta belki daha fazla; kabuslar da  ilgiye muhtaçtır. Tüm mantıksallıktan arınmış bilgi parçacıkları havada uçuşurken onları birleştirip ruhunuzu anlamaya çalışmak keyif vericidir. İnsan rüyalarında aslında olduğu gibi biri ve daha özüne yakın gibidir. Kendi kendine kurduğun ket’ler, insanların düşünceleri, toplumsal kodlar yoktur. İlkel ve ilk olduğun gibisindir. Uyandığında rüyalarından ne kadar farklı bir hayata uyanıyorsun? Düşünsene bir aradaki uçurumvari farklılığı.. Ruhun neden bu kadar huzursuz; cevabı rüyalarında saklı.

Rüya dünyamda ne ağaçlar yeşil ve ne de deniz mavi. Bildiğim şekillerinde değil nesnelerin hiçbiri. Yaş, cinsiyet, dil yok belirleyici olarak... ve herşey hafif biraz daha; gerçekte olduğuna nazaran.  Hiç yüzemediğim kadar iyi yüzerim balıkların yanı sıra ve istersem uçarım kuşlarla beraber dağların tepesinde.  Kanatlarım kocaman tüylerden ibaret, açıldıkça büyürler; dev bir kuş olurum dağların tepesinde ve o kadar yüksekten görebilirim yerdeki böcekleri. Böcekler arkadaşım olur; konuşurum içimden geldiği gibi.  
Psikanalizin babası biliçaltına bağlarken rüyalarımı ben bir türlü bağlayamam bazen gördüklerimi. Bilinçaltı akışı yöntemiyle ruhum dile gelir; bir çırpıda çok şey söylemeye çalışır bana. Sessizliğe ve karanlığa ihtiyaç duymam bundandır uyurken...